2 dakika okuma süresi
Son yıllarda devleşen gıda ve ilaç firmaları, yalnızca üretim ve pazarlama alanlarında değil, bilimsel dergiler ve tıp kılavuzları üzerinde de ciddi bir etki kurmaya başladı. Bu durum, farkında olmadan hepimizin sağlığını ilgilendiren büyük bir tehlike haline geliyor. “Patent tıbbı” adı verilen bu sistemde, firmalar yalnızca patent alınabilecek sentetik ilaç ve hormonlara yatırım yapıyor; doğal, biyoeşdeğer maddeler ise göz ardı ediliyor. Çünkü doğaldan kâr elde edilemiyor.
Uluslararası toplantılar, bilimsel dergiler ve hatta FDA gibi kurumlar bu şirketlerin etkisi altına girebiliyor. “Döner kapı sistemi” olarak adlandırılan uygulamada, şirket yöneticileri devlet kurumlarında görev alıyor, sonra yeniden aynı şirketlere dönüyor. Bu etkileşimler sonucunda, ilaç kılavuzlarındaki tedavi sınırları değiştiriliyor ve milyonlarca insan gereksiz yere ilaç kullanmaya başlıyor.
Hekimler ise yoğun iş yükü ve sistem baskısı altında bu manipülasyonların farkına varmakta zorlanıyor. Akademisyenlerin büyük kısmı ya ilaç firmalarıyla danışmanlık ilişkisi içinde ya da araştırma fonlarına erişim için onlara bağımlı hale gelmiş durumda. Oysa bilimsel gerçek, yalnızca büyük bütçeli “randomize kontrollü çalışmalar” (RKÇ) ile ölçülmez. Bu çalışmaların yüksek maliyeti, doğal ve biyoeşdeğer ürünlerin araştırılmasını neredeyse imkânsız kılıyor.
Oysa insan fizyolojisine en uygun olan bioeşdeğer hormonlar (örneğin topikal östradiol ve progesteron), küçük çaplı bağımsız araştırmalarda çok daha güvenli ve etkili sonuçlar veriyor. Ancak bunlar patentlenemediği için destek bulamıyor.
Gerçek çözüm, bağımsız ve milli bir bilim politikasıyla mümkün. Koruyucu Hekimlik ve Fonksiyonel Tıp Enstitüsükurulmalı, devlet bütçesinden ayrılacak belirli bir payla bağımsız araştırmalar desteklenmelidir. Akademisyenlerin özgürce çalışabileceği laboratuvarlar, etik kurallar çerçevesinde kurulmalı ve bilimsel üretim teşvik edilmelidir.
Aksi halde; şirketlerin finanse ettiği çalışmalarla yönlendirilen, sorgulamadan reçete yazan bir tıp sistemi içinde dönüp duracağız.
Gerçek bilim, bağımsız finanse edildiğinde ve insan sağlığını kârın önüne koyduğunda gelişir.